Anasayfa Risale-i Nur Dördüncü Lema - Beşinci Nükte‏
 

Bismillâhirrahmânirrahîm, 

Ehl-i Sünnet ve Cemaate karşı Şîa-i Velâyetin hakkı yoktur ki, Ehl-i Sünneti tenkit etsin. Çünkü Ehl-i Sünnet, Hazret-i Ali'yi (r.a.) tenkis etmedikleri gibi, ciddî severler. 

Evet, biz ehli sünnet, Hz. Ali efendimizi tenkis etmiyoruz, üç halife ile beraber Hz. Ali efendimize ve Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimize, her cuma hutbede dua etmekteyiz, her namazımızda salli ve barik dua larında dua etmekteyiz ve efendimiz olark kabul etmekteyiz, ne diyorlarsa tasdik etmekteyiz. Hem de yorum katmadan, tevil etmeden. 

Fakat hadisçe tehlikeli sayılan ifrat-ı muhabbetten çekiniyorlar. Hadisçe Hazret-i Ali'nin (r.a.) şîası hakkındaki senâ-yı Nebevî, Ehl-i Sünnete aittir. 

Evet, Hz. Ali efendimizin sevilmesi ve taraftar olunulması ve onunla beraber olunulması hakkındaki hadisler, ehli sünnete aittir. O hadislere ehl sunnet mazhar olmuştur. Peygamber Efendimizin asv ın kıyamete kadar baki kalacak şeriatını ehli sunnet olan Abbasi ve Osmanlı, iki İslam kardeşi bayraktarı olmuşlardır. Hem ehl i sunnet olan milyonlar seyyidler ile bu dava bu zamana kadar aslı ile gelmiş devam etmektedir. 

Çünkü istikametli muhabbetle Hazret-i Ali'nin (r.a.) şîaları, ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaattir. Hazret-i İsâ Aleyhisselâm hakkındaki ifrat-ı muhabbet Nasârâ için tehlikeli olduğu gibi, Hazret-i Ali (r.a.) hakkında da o tarzda ifrat-ı muhabbet, hadis-i sahihte, tehlikeli olduğu tasrih edilmiş.

Buharî, Tarihü'l-Kebîr, 2:1:257; Ahmed ibni Hanbel, Fedâilü's-Sahâbe, no: 1087, 1221, 1222; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 9:133; İbnü'l-Cevzî, el-İleli'l-Mütenâhiye, 1:223. 

Şîa-i Velâyet eğer dese ki: "Hazret-i Ali'nin (r.a.) kemâlât-ı fevkalâdesi kabul olunduktan sonra Hazret-i Sıddık'ı (r.a.) ona tercih etmek kabil olmuyor." 

Bu şia nın yaklaşımıdır; İmam ı Ali ra. ın şahsına bakmışlar, şahsi kemalatını çok ileri görmüşler, üç halife hakkında ziyade rivayetler pek olmayınca, varsada kabul etmediklerinden, üç halifeyi hilafete layık görmuyorlar. Ancak ve ancak İmam ı Ali'nindir diyorlar. Halbuki ehli sünnet alimler fevkalede bir teraziyle bakmışlar. 

Elcevap: 

Hazret-i Sıddık-ı Ekberin ve Fâruk-u Âzamın (r.a.) şahsî kemâlâtıyla ve veraset-i nübüvvet vazifesiyle zaman-ı hilâfetteki kemâlâtıyla beraber bir mizanın kefesine; 

Şimdi bir terazimiz olsun; bir kefesine hz. sıddıkın veya faruk u azamın ra. ve hz. Osman'ın ra. bir den değil, tek tek, şahsi kemâlâlarıyla beraber, peygamberimizin bıraktığı verasete olan hizmetlerini ve hilafetleri zamanındaki hizmetlerini o kefeye koyalım. 

Hazret-i Ali'nin (r.a.) şahsî kemâlât-ı harikasıyla, hilâfet zamanındaki dahilî, bilmecburiye girdiği elîm vakıalardan gelen ve sû-i zanlara mâruz olan hilâfet mücahedeleri beraber mizanın diğer kefesine bırakılsa, 

Evet, İmam ı Ali kendi zamanında dahili harblerle uğraştı. Mülüman müslümanın kanını akıttı, çok sui zanlara maruz kaldı, çok sahabelerin itirazına maruz kaldı. Hilafeti zamanında veraset i nubuvvete pek az hizmet edebildi. Sair üç halife ise daha çok veraset i nubuvvete hizmet ettiler, dahili karışıklıkları pek yaşamadılar. 

dahilî, bilmecburiye girdiği elîm vakıalardan gelen ve sû-i zanlara mâruz olan hilâfet mücahedeleri beraber mizanın diğer kefesine bırakılsa, elbette Hazret-i Sıddık'ın (r.a.) veyahut Fâruk'un (r.a.) veyahut Zinnureyn'in (r.a.) kefesi ağır geldiğini Ehl-i Sünnet görmüş, tercih etmiş. 

Evet, veraset-i nübüvvete bir dirhem hizmet, şahs-ı kemâlâtın bin dirheminden daha fazla kazançlıdır. Ehl i sunnet alimleri üç halifenin veraset i nubuvvete hizmetlerini fazlalığı görmüşler, oradaki manevi kazançlarını çokluğunu görmüşler. İmam-ı Ali ra. ise daha çok dahili karışıklıklarla uğraşmak zorunda kalmış mecburen, hem haklıdır, mucadelesi de haktır.  

O ziyade rivayetlerin bir sırrıda, bu zamanda müminler İmam-ı Ali'ye su-i zan etmesinler diye Peygamberimizin koruması var. Yoksa o iltifatlar o senalar, Hz Ali efendimizin kemâlâtının üç halifeden ileri olduğu manasında değildir. 

Hem, On İkinci ve Yirmi Dördüncü Sözlerde ispat edildiği gibi, nübüvvet, velâyete nisbeten derecesi o kadar yüksektir ki, nübüvvetin bir dirhem kadar cilvesi, bir batman kadar velâyetin cilvesine müreccahtır. Bu nokta-i nazardan, Hazret-i Sıddık-ı Ekberin (r.a.) ve Fâruk-u Âzamın (r.a.) veraset-i nübüvvet ve tesis-i ahkâm-ı risalet noktasında hisseleri taraf-ı İlâhîden ziyade verildiğine, hilâfetleri zamanlarındaki muvaffakiyetleri Ehl-i Sünnet ve Cemaatçe delil olmuş. 

Burası çok önemlidir. 

Allah tarafında 3 halifeye risalete hizmet, tesis-i şeriat ve veraset-i nübüvvete hizmet hissesi fazla verilmiş. Hazret-i Ali'nin (r.a.) kemâlât-ı şahsiyesi, o veraset-i nübüvvetten gelen o ziyade hisseyi hükümden iskat edemediği için,Yani İmam-ı Ali ra. şahsi kemâlâtı üç halife zamanında vardı, ilme olan liyaketi herkesce makbul idi ki, üç halifeye şeyhul islamlık etmiştir. 

Hazret-i Ali (r.a.), Şeyheyn-i Mükerremeynin zaman-ı hilâfetlerinde onlara şeyhülislâm olmuş ve onlara hürmet etmiş. Acaba Hazret-i Ali'yi (r.a.) seven ve hürmet eden ehl-i hak ve sünnet, Hazret-i Ali'nin (r.a.) sevdiği ve ciddî hürmet ettiği Şeyheyni nasıl sevmesin ve hürmet etmesin?

 Evet İmam-ı ali ra. 3 halifeyi daha makbul görduki onlara itaat etti bizde itaat ediyoruz. Onlara hürmet etti, biz de ediyoruz. Onları sevdi, biz de seviyoruz. Biz ehl-i sünnet neden İmam-ı Ali ra. yaptığını yapmayalım ki? Neden tevillerle Hz. Ali ra. yapmadığını yapalım ki? 

Bu hakikati bir misalle izah edelim: Meselâ, gayet zengin bir zâtın irsiyetinden, evlâtlarının birine yirmi batman gümüş ile dört batman altın veriliyor. 

Bir evlada 20 gümüş 4 altın,Diğerine beş batman gümüş ile beş batman altın veriliyor.5 gümüş 5 altın, Öbürüne de üç batman gümüş ile beş batman altın verilse,3 gümüş 5 altın elbette âhirdeki ikisi çendan kemiyeten az alıyorlar,yani rakamlara bakılsa, birincisi daha ileri gibi görünüyor.fakat keyfiyeten ziyade alıyorlar.ama son ikisinin 5 er altını var, ilkinin 4 altını var. Bir altın çok gümüşlerden değerlidir. 

İşte, bu misal gibi, Şeyheynin veraset-i nübüvvet ve tesis-i ahkâm-ı risaletinde tecellî eden hakikat-i akrebiyet-i İlâhiye altınından hisselerinin az bir fazlalığı, 

20 gümüş 4 altın İmam-ı Ali'ye, 5 gümüş 5 altın hz. Sıddık ra., 3 gümüş 5 altın ise hz. Ömer e işarettir. Gümüşler şahsi kemâlâta, altınlar ise veraset-i nübüvvet ve tesis-i ahkam-ı risalet ve hakikat-i akrebiyet-i ilahiye hissesine işarettir. 

Şeyheynin veraset-i nübüvvet ve tesis-i ahkâm-ı risaletinde tecellî eden hakikat-i akrebiyet-i İlâhiye altınından hisselerinin az bir fazlalığı, kemâlât-ı şahsiye ve velâyet cevherinden neş'et eden kurbiyet-i İlâhiyenin ve kemâlât-ı velâyetin ve kurbiyetin çoğuna galip gelir. Muvazenede bu noktaları nazara almak gerektir. 

İşte İmam-ı Ali ra. ve alevilik meselesine bu nazarla bakmak lazımdır. İmam-ı Ali ra. ın şahsi kemâlâtına menevi şahsiyetine ayrı bakmak, hilafeti zamanında yaptıklarına ayrı bakmak ve 4 halifeyi, şeriatın tesisindeki vazifelerine ayrı bakmak, ona göre sıralamak lazımdır. Yoksa şahsi kemâlâtta İmam-ı Ali ra. ya kimse yetişemez ama İmam-ı Ali ra. da tesis-i şeriatta üç halifeye yetişemiyor. 4 halifenin hissesi daha fazladır. 

Yoksa, şahsî şecaati ve ilmi ve velâyeti noktasında birbiriyle muvazene edilse, hakikatin sureti değişir.

el Fatiha

Dini Bilgiler

Kimler Sitede

Şu anda 12 konuk çevrimiçi