Anasayfa Risale-i Nur Usanç veren Namaz mi ? - 1.Bolum‏
 

Bismillâhirrahmânirrahîm,

Şüphesiz namaz, müminler üzerine belli vakitler için farz olarak yazılmıştır. (Nisâ Sûresi: 103.) 

Bir zaman sinnen, cismen, rütbeten büyük bir âdem bana dedi: 

İleri yaşlarda, dünyaca makamı yuksek bir adamdır Üstada diyen; 

Namaz iyidir. Fakat hergün hergün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor. O zâtın o sözünden hayli zaman geçtikten sonra, nefsimi dinledim. İşittim ki, aynı sözleri söylüyor ve ona baktım gördüm ki; tenbellik kulağıyla şeytandan aynı dersi alıyor. 

Evet, fitnenin ustadı şeytandır. Nefs-i emmaremiz ise şeytanın dersini dinler bir özelliktedir. Bilmeliyiz ki, bizdeki nefs-i emmare her an şeytanın dersini dinler ve kabul eder. Nefis, kabulünü hissi tarafdarlık olarak gösterir. Eğer iman ve şuur zayıf ise; kalb nefse mağlub olur, en birinci yardımcısı olan aklı, nefse kaptırır. Akıl ise kim güçlü ise ona tâbî çalışır. Nefs güçlü ise nefse tâbî çalışır; kalb güçlü ise kalbe tâbî olarak çalışır. 

Kalbin ciddi elamanlarından biri hayal dairesidir. Hayal dairesi de akıl gibi, kim güçlü ise ona tâbî olarak çalışır.  

O yaşı makamı büyük adam ne demişti; namaz iyidir fakat hergün hergün beşer defa kılmak çoktur, bitmediğinden usanç veriyor. Hergün beş defa namaz kılmak; kalbe, ruha, cisme ve sair latifeler ağır değil hafif olduğu halde; namaz iyidir dedikden sonra beş dafa kılmak çoktur demek; Allah ve rasulunun emir ve takdirini tenkid etmek, beğenmemek, itiraz etmek gibi manalara çıkar.

Bu manalarla itiraz şeytanın niyetinde vardır, ama insan, aklen değil nefsen tenbellik ve usanmak cihetinde, buna taraftar olduğundan, kabul eder; çoğu kendini mazur görmek için türlü türlü bahaneler uretirler. İşim çok, çok çalışyorum, yoruluyorum, çalışmakda ibadettir gibi yaklaşımları, hissiyatlarına itaat eden akıllarıyla yapar. 

O vakit anladım: O zât o sözü, bütün nüfus-ı emmarenin namına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. 

Evet, o sözü şeytan ders verdi; nefs-i emmare taraftar oldu, istedi; akıl kelimeleri buldu; dil de tercüman oldu. 

O vakit anladım: O zât o sözü, bütün nüfus-ı emmarenin namına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman ben dahi dedim: Madem nefsim emmaredir 

Hmm... demek nefsimiz ibadetten yana usanıyorsa, tenbellik ediyorsa; yada haramlara karşı cesur davranıyorsa, kendini sakınmıyorsa; yada küçük bir şeyden birşey olmaz diyorsa; bileceğiz ve şübhe etmeyeceğiz ki; bizim nefsimiz emmaredir. İyiliği değil, kötülüğü ister ve emreder. 

O zaman ben dahi dedim: Madem nefsim emmaredir. Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez. 

Bu muhteşem ifade bir pusula gibi; nasihatı önce nefsine yap, önce onu ıslah et, sonra o emre itaati başkalarından bekle.

Kendi namaz kılmayan; önce kendisi namaz kılacak; sonra eşinden, çocuğundan isteyecek.

Kişi önce kendisi başkalarına edebli olacak; sonra başkalarından edeb isteyecek.

Kişi önce kendisi hak yemeyecek; sonra başkalarından hak yememesini isteyecek.

Kişi önce kendisini haramlarda koruyacak; sonra başkalarına haramlardan kendin koru diye nasihat edecek.

Kişi önce kendisi ilim öğrenecek; sonra başkalarına ilim öğren diye tavsiye edicek. 

Yani fiilî olsun, ilmî olsun; kabul ve itaatte önce kendi nefsi, sonra başkaları. Demek, kişi önce gözünü kendi nefsine dikecek, ona bakacak ne halde olduğunu görecek, bundan sonra başkalarına bakacak. Ben anlıyorum ki, kişi sadece kendi nefsine bile baksa, onun güzel islamî yaşantısı doğal olarak başkalarına tesir eder, nasihat eder. En guzel nasihat, hal ile olan nasihattır. Kâl ile olan bazan aks-ul amel edebiliyor. 

Öyle ise, nefsimden başlarım. 

Dedim: Ey nefis! Cehl-i mürekkeb içinde, tenbellik döşeğinde, gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukabil [beş ikazı] benden işit. 

[Birinci ikaz] 

Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir! Hiç kat'î senedin var mı ki, gelecek seneye belki yarına kadar kalacaksın. Sana usanç veren, tevehhüm-i ebediyettir. 

Birinci cümlede; aklının mukayese etmesi gerektiği; eğer muakayese etse yarına senedinin olmadığını anlayacağını; ama akılın, nefsin tesiri hasebiyle mukayeseyi yapamadığından mağlub olduğunu anlıyoruz. 

Sana usanç veren, tevehhüm-i ebediyettir. 

Bu cümlede insanda vehim duygusunun çokça çalıştığını; siyah bir bulut gibi, akıl ve kalbin hakikati görmesini engellediğini görüyoruz. Gözünün önünde hergün binlerce cenazeyi gördüğü halde; sanki görmemiş gibi kendisinin daimi yaşayacağını sanması vehimdir; vehimden gelen bir aldanıştır.

 Sana usanç veren, tevehhüm-i ebediyettir. Keyf için, ebedî dünyada kalacak gibi nazlanıyorsun. Eğer anlasa idin ki, ömrün azdır hem faidesiz gidiyor. Elbette onun yirmidörtten birisini, hakikî bir hayat-ı ebediyenin saadetine medar olacak bir güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmete sarfetmek; usanmak şöyle dursun, belki ciddî bir iştiyak ve hoş bir zevki tahrike sebeb olur. 

[İkinci ikaz] 

Ey şikem perver nefsim! Acaba hergün hergün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu? Madem vermiyor; çünki ihtiyaç tekerrür ettiğinden, usanç değil belki telezzüz ediyorsun. 

Öyle ise: Hane-i cismimde senin arkadaşların olan 1kalbimin gıdası, 2ruhumun âb-ı hayatı ve 3latife-i Rabbaniyemin heva-yı nesimini cezb ve celbeden namaz dahi, seni usandırmamak gerektir.

Nefs kendi yaşadığı bir hakikatin namaza nisbetini inkar edemez, kaçacak bir delik bulamaz

Evet1 nihâyetsiz teessürat ve elemlere maruz ve mübtela ve nihâyetsiz telezzüzata ve emellere meftun ve pürsevda bir kalbin kut ve kuvveti; herşeye kâdir bir Rahîm-i Kerim'in kapısını niyaz ile çalmakla elde edilebilir.

Evet2 şu fâni dünyada kemal-i sür'atle vaveylâ-yı firakı koparan giden ekser mevcudatla alâkadar bir ruhun âb-ı hayatı ise; herşeye bedel bir Mabud-ı Bâki'nin, bir Mahbub-ı Sermedî'nin çeşme-i rahmetine namaz ile teveccüh etmekle içilebilir.

Evet3 fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halkolunan ve ezelî ve ebedî bir zâtın âyinesi olan ve nihâyetsiz derecede nazik ve letafetli bulunan zîşuur bir sırr-ı insanî, zînur bir latife-i Rabbaniye; şu kasavetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümatlı ve boğucu olan ahval-i dünyeviye içinde, elbette teneffüse pek çok muhtaçtır ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir. 

el Fatiha

Dini Bilgiler

Kimler Sitede

Şu anda 13 konuk çevrimiçi