Anasayfa Risale-i Nur İman ve Küfür Müvazeneleri Dersleri - 1
 

Bismillahîrrahmânirrahim

وَبِهِ نَسْـتَعِينُ اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعٰالَمِينَ وَالصَّلٰوةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

(Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla başlar ve ancak Ondan yardım dileriz. Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, medih ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Efendimiz Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ile âline ve ashâbına ise salât ve selâm olsun.)

{jcomments on}



Gayet mühim bir suale verilen çok ehemmiyetli bir cevabı burada yazmaya münasebet geldi. Çünkü kırk sene evvel Eski Said, o dersinde bir hiss-i kablelvuku ile Risale-i Nur'un harika derslerini ve tesiratını görmüş gibi bahsediyor. Onun için o sual-cevabı yazacağız. Şöyle ki:

Çoklar tarafından hem bana, hem bazı Nur kardeşlerime sual etmişler ve ediyorlar: 'Neden bu kadar muarızlara karşı ve muannid feylesoflara ve ehl-i dalâlete muk�bil Risale-i Nur mağlûp olmuyor? Milyonlar kıymettar hakiki kütüb-ü imaniye ve İslâmiyenin intişarlarına bir derece sed çekmekle ve sefahet ve hayat-ı dünyeviyenin lezzetleriyle çok bîçare gençleri ve insanları hakaik-i imaniyeden mahrum bırakıyorlar. Halbuki en şiddetli hücum ve en gaddarâne muamele ve en ziyade yalanlarla ve aleyhinde yapılan propagandalarla Risale-i Nur'u kırmak, insanları ondan ürkütmek ve vazgeçirmeye çalıştıkları halde, hiçbir eserde görülmediği bir tarzda Risale-i Nur'un intişarı, hatta çoğu el yazmasıyla altı yüz bin nüsha risalelerinden kemâl-i iştiyakla perde altında intişar etmesi ve dahil ve hariçte kemâl-i iştiyakla kendini okutturmasının hikmeti nedir? Sebebi nedir?' diye bu mealde çok suallere karşı el-cevap deriz ki:

Kur'ân-ı Hakîmin sırr-ı i'câzıyla hakikî bir tefsiri olan Risale-i Nur, bu dünyada bir mânevî cehennemi dalâlette gösterdiği gibi, imanda dahi bu dünyada mânevî bir cennet bulunduğunu ispat ediyor.

Evet, Risale-i Nur Kur'an-ı Kerim'in günümüze bakan ayetlerinin tefsirleridir, asrın fehmine, anlayışına en uygun şekilde, bu ayetlerin açıklamalarını yapar. İsraf-ı kelam etmeden, Kur'an'da da karşılaştığımız temsil yolu ile bizlere yol gösterir. Ele aldığı her konu ile ilgili her durumu detaylı bir şekilde irdeler ve akli, mantıki ve eleştirel yaklaşımlarla en mantıklı ve en doğru sonuca ulaşır.

Aynı yöntem ile iman konusu ele alındığında, imana sahib olma durumunda kişinin kazançları göz önüne serilerek her iki dünyanında nasıl cennete çevrilebileceği gösteriyor ve kanıtları ile ispatlıyor.

Ve günahların ve fenalıkların ve haram lezzetlerin içinde mânevî elîm elemleri gösterip hasenat ve güzel hasletlerde ve hakaik-i Şeriatın amelinde cennet lezaizi gibi mânevî lezzetler bulunduğunu ispat ediyor.

Aynı şekilde küfürde ve günahta ısrar etmenin kişinin kendisine ne kadar zarar verdiğini görüyoruz. Uzun vadede neler kaybettiğimizi ve yolumuzu sırat-ı müstakime çevirmekle neler kazanabileceğimizi fark ediyoruz.

Sefahet ehlini ve dalâlete düşenleri o cihetle, aklı başında olanlarını kurtarıyor. Çünkü, bu zamanda iki dehşetli hal var.

Birincisi:

Âkıbeti görmeyen, bir dirhem hazır lezzeti ileride bir batman lezzetlere tercih eden hissiyat-ı insaniye akıl ve fikre galebe ettiğinden, ehl-i sefaheti sefahetten kurtarmanın çare-i yegânesi, aynı lezzetinde elemi gösterip hissini mağlûp etmektir.

Davranışlarımıza yön veren duygularımız, hislerimiz zaman zaman bizleri günahlara sevk ediyor. Onları tatmin etmek uğruna, kısa vadede küçücük lezzetler yaşadığımızı düşünerek hatalar yapıyor günahlara giriyor ve uzun vadede bir çok sıkıntyı yükleniyoruz. Tattığımızı düşündüğümüz lezzet, aslında bize çok daha fazla elem ile, sıkıntı ile, sorun ile geri dönüyor.

Ve
يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا
('Onlar dünya hayatını seve seve âhirete tercih ederler.' İbrahim Sûresi, 14:3. )

âyetinin işaretiyle, bu zamanda âhiretin elmas gibi nimetlerini, lezzetlerini bildiği halde, dünyevî kırılacak şişe parçalarını onlara tercih etmek, ehl-i iman iken ehl-i dalâlete o hubb-u dünya ve o sır için tâbi olmak tehlikesinden kurtarmanın çare-i yegânesi, dünyada dahi cehennem azabı gibi elemleri göstermekle olur ki, Risale-i Nur o meslekten gidiyor. Yoksa, bu zamandaki küfr-ü mutlakın ve fenden gelen dalâletin ve sefahetteki tiryakiliğin inadı karşısında, Cenâb-ı Hakkı tanıttırdıktan sonra ve Cehennemin vücudunu ispat ile ve onun azabıyla insanları fenalıktan, seyyiattan vazgeçirmek yoluyla ondan, belki de yirmiden birisi ders alabilir. Ders aldıktan sonra da, 'Cenâb-ı Hak Gafûrü'r-Rahîmdir, hem Cehennem pek uzaktır' der, yine sefahetine devam edebilir. Kalbi, ruhu hissiyatına mağlûp olur.

Risale-i Nur'da sarsılmaz kanıtlarla, her türlü mantık çervesine, düşünüş şekline göre açıklanan, ispatedilen hakikatler sadece Cenâb-ı Hakkı tanıtmakla sınırlı kalmıyor. Sadece yaratıcımızı tanımak, insanın sürekli değişen, sürekli farklılaşan istekleri, halleri, düşünceleri karşısında, bizleri doğru yolda tutmak için yetersiz kalıyor. Bu halin devamı için, davranışlarımızı İslami çerçeveye uygun, Sünnet-i Seniyyeye uygun hale getirmek için, kazançlarımızın ve kayıplarımızın ne olduğunu da görmek istiyoruz. Ve bu kazancın veya kaybın şimdiki zamanda, içinde yaşadığımız dünyada da geçerli olduğu, cennet hayatını veya cehennem azabını yaşamak için ölmemize gerek olmadığı, imanın kazanılması veya kaybedilmesi hallerinde bu dünyamızın da ne hallere gelebileceği Risale-i Nur da anlatılmış ve bir çok delil ile ispatlanmıştır.

İşte, Risale-i Nur ekser muvazeneleriyle küfür ve dalâletin dünyadaki elîm ve ürkütücü neticelerini göstermekle, en muannid ve nefisperest insanları dahi o menhus, gayr-ı meşru lezzetlerden ve sefahetlerden bir nefret verip, aklı başında olanları tevbeye sevkeder. O muvazenelerden, Altıncı, Yedinci, Sekizinci Sözlerdeki kısa muvazeneler ve Otuz İkinci Sözün Üçüncü Mevkıfındaki uzun muvazene, en sefih ve dalâlette giden adamı da ürkütüyor, dersini kabul ettiriyor. Meselâ, Âyet-i Nurda, seyahat-i hayaliye ile hakikat olarak gördüğüm vaziyetleri gayet kısaca işaret edeceğiz. Tafsilini isteyen Sikke-i Gaybiyenin âhirine baksın.


سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

el Fatiha

Dini Bilgiler

Kimler Sitede

Şu anda 8 konuk çevrimiçi