Anasayfa Risale-i Nur Iman ve Kufur Muvazeneleri - 3‏
 

Bismillahîrrahmânirrahim

Bu asırda ikinci dehşetli hal: 

Eski zamanda küfr-ü mutlak ve fenden gelen dalâletler ve küfr-ü inadîden gelen temerrüd, bu zamana nisbeten pek azdı. Onun için, eski İslâm muhakkiklerinin dersleri, hüccetleri o zamanlarda tam kâfi olurdu, küfr-ü meşkûkü çabuk izale ederlerdi. Allah'a iman umumî olduğundan, Allah'ı tanıttırmakla ve Cehennem azabını ihtar etmekle çokları sefahetlerden, dalâletlerden vazgeçebilirlerdi.

 

 

Şimdi ise, eski zamanda bir memlekette bir kâfir-i mutlak yerine, şimdi bir kasabada yüz tane bulunabilir. Eskide, fen ve ilimle dalâlete girip inat ve temerrüd ile hakaik-i imana karşı çıkana nisbeten şimdi yüz derece ziyade olmuş. Bu mütemerrid inatçılar, firavunluk derecesinde bir gurur ile ve dehşetli dalâletleriyle hakaik-ı imaniyeye karşı muaraza ettiklerinden, elbette bunlara karşı, atom bombası gibi, bu dünyada onların temellerini parça parça edecek bir hakikat-i kudsiye lâzımdır ki, onların tecavüzatını durdursun ve bir kısmını imana getirsin.

 

Olayları bütüncül değerlendirerememe, genel resmi göremeden yorum yapmaya çalışmak yanılgılara düşmek için muazzam bir zemin hazırlamış oluyor. Mutfakta soğan doğrayan bir insanı görüp 'evet bu kişi soğan doğradığına göre kesin salata yapıyor' demek ve buna inanmak doğru mudur? O kişi doğradığı soğanla bambaşka şeyler yapabilir. Sadece bir anlık gözlem bize doğru bilgiler vermeyecektir. Bilgimiz vardır ama eksiktir, olayın öncesini sonrasını bilmiyoruzdur, o kişinin düşüncelerini bilmiyoruzdur. Bilmediğimiz bu bilgileri gözardı edip, kendi düşüncemizde diretmek, yersiz ve saçmadır.

 

Benzer şekilde, çevremizde olup bitenleri incelerken, bizi doğru sonuca götürebilecek yol sadece görünen kısımları değil olayların öncelerini ve sonralarını, diğer olaylarla ilişkilerini de göz önünde bulundurmaktır. Bir çiçeği gören insan, ilk anda sadece bu çiçeği, üzerinde yetiştiği toprağı, toprağa dökülen suyu görecektir, çiçeği sarmalayan havayı fark edecektir. sadece bu verilerle, çiçeği yapan işte bu unsurlardır demesi, yukarıdaki salata örneğine benzer.

 

Dalalet içinde kalmış olan bilim insanları; bu noktada bir adım daha öteye gider ve tohuma iner; çiçeğin büyüme süreci ile ilgili her bilginin bu tohum içindeki hücrelerde, hücreler içindeki DNA da olduğunu fark eder, ve çiçeği yapan bu tohumdur der. Ve bu görüşlerini çevrelerine yayarlar, ilkin mantıklı görünen bu düşünce çevresinde bir çok taraftar toplar. Bilim dünyasında olmanın getirdiği karizma, cazibe, diğer insanların da bu fikirlere inanmalarında önemli etkenlerdir.

 

Risale-i Nur da verilen bir temsil ile, yukarıdaki paragrafta eksik olan kısmı tamamlayalım inşallah, Bir insan bir saraya girse, çevresine baksa; saray muazzam güzelliklerle bezenmiş, bir sürü eşya düzenli, intizamlı şekillerde saray içine yerleştirilmiş. Her şey yerli yerinde. Sonra masa üzerinde, sarayın planının programının yazılı olduğu bir kitap görse ve deseki 'işte bu sarayı yapanı buldum! bu sarayı yapan işte bu kitaptır!'

 

İşte, çiçeği yapan tohumu içindeki DNA dır diyen dalalet içindeki bilim insanının hali, bu misaldeki kişi ile aynıdır. İçinde plan program yazılı olan o kitabı kim yazmıştır? O DNA yı kim yapmıştır? Gaflet ve dalalet, bu soruların sorulmasını ve düşünülmesini engelliyor.

 

Bilgi ve akıl orantılı olmalı. Gelen yeni bilgilerin hazmedilmesini beklemeden yenilerinin alınması, bir bilgi sarhoşluğuna sebep olmakta ve akıl bu bilgileri yorumlamaya zaman bulamamaktadır. Buradaki büyük tuzaklardan birisi, 'ben biliyorum' kibrine kapılmaktır. Bu kibire kapılan insan, çevresinden gelen yeni yorumlara kendisini kapatır, kendi bildiğinde ısrarcı olur, inat eder, gurura kapılır. Ve dalalet içinde olan bu insan, her yerde kendi fikirlerini savunma savaşı içine girer. Bilim ve ilim dünyasında bu kişilerin sayılarının, eskiye oranlar artması, iman hakikatlerine karşı açılmış olan savaşların şiddetini artırmıştır. Bu durumda onlardan daha güçlü ve sağlam bir şekilde karşılarında durmak gerekir ki, çevrelerine verdikleri zararlar durudurulabilsin, ve kendilerine de gittikleri yolun yanlış olduğu anlatılabilsin.

 

 

İşte, Cenâb-ı Hakka hadsiz şükürler olsun ki, bu zamanın tam yarasına bir tiryak olarak Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyânın bir mu'cize-i mâneviyesi ve lemeatı bulunan Risale-i Nur, pek çok muvazenelerle, en dehşetli muannid, mütemerridleri, Kur'ân'ın elmas kılıcıyla kırıyor. Ve kâinat zerreleri adedince vahdâniyet-i İlâhiyeye ve imanın hakikatlerine hüccetleri, delilleri gösteriyor ki, yirmi beş seneden beri en şiddetli hücumlara karşı mağlûp olmayıp galebe etmiş ve ediyor.

 

Evet, Risale-i Nur'da, iman ve küfür muvazeneleri ve hidayet ve dalâlet mukayeseleri, bu mezkûr hakikatleri bilmüşahede ispat ediyor. Meselâ, Yirmi İkinci Sözün iki makamının burhanlarına ve lem'alarına ve Otuz İkinci Sözün Birinci Mevkıfına ve Otuz Üçüncü Mektubun pencerelerine ve Asâ-yı Mûsâ'nın on bir hüccetine, sair muvazeneler kıyas edilse ve dikkat edilse anlaşılır ki, bu zamanda küfr-ü mutlakı ve mütemerrid dalâletin inadını kıracak, parçalayacak Risale-i Nur'da tecelli eden hakikat-i Kur'âniyedir.

 

İnşaallah, nasıl Tılsımlar Mecmuasında, dinin mühim tılsımlarını ve hilkat-ı âlemin muammalarını keşfeden parçalar, o mecmuada toplanmış. Aynen öyle de, ehl-i dalâletin dünyada dahi cehennemlerini ve ehl-i hidâyetin dünyada lezâiz-i cennetlerini gösteren ve iman, Cennetin bir mânevî çekirdeği ve küfür ise Cehennem zakkumunun bir tohumu olduğunu gösteren Nurun o gibi parçaları, kısacık bir tarzda, bir mecmuacık olarak yazılacak, inşaallah neşredilecek.

 

Said Nursî

 

سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

 

el Fatiha{jcomments on}

Dini Bilgiler

Kimler Sitede

Şu anda 12 konuk çevrimiçi